uzaksen misin?

.yıl 2009. yok yok burdan başlamayacağım hikayeye.

.kendimi mesafeli, soğuk, asosyal kabul edip de bu kabul ile daha katı ve sert bir kabukla dolaştığım günler çok da uzak değil bugünden. zaman zaman dandun kapadığım kapılar, kalın kalın ördüğüm duvarlar, içeri kaçıp da çıkmayan oyun bozan çocuksu haller. ooo say say bitiremem.

bugünlerde, birkaç ay denebilecek uzunlukta bir zamandır, kendimi baya dengeli ve keyifli buluyorum. kızıp söylenmelerim, içime atmalarım, hızlı yükselip sert düşmelerim hep bir daha yumuşak. kabullenişler daha makul ve esneyebilir.

yapmak istediklerimi önüme koyup, biraz uzak, biraz kendimle kaldığımda ve biraz da cesaret gösterip (Ayşegül’ün gün aşırı gönderdiği cesaret reikileri de mevzuda etkili) adım atmalar başlayınca kim tutabilirdi ki bu keçiyi?

ilk yola düştüğümden bu yana nerdeyse 10 sene geçmiş. ben büyüyünce doktor da olmayacağım demiştim ve sadece gezmek, paylaşmak, tohum ekip büyümesini izlemek istemiştim. şimdi yaş 31′e geldi ve dedim ki, artık o yolda biraz da yer edinmeli.

bütün bu zaman içinde çok gezdim, bir yere yerleşmeye tenezzül ettim ve en fazla 2 sene sürdü. ilişkilerim gibi yerleşikliğim hep aynı süre içinde sona erdi ve o çanta ev oldu. geçicilik dediler, vipassana’da duya duya “annica” diye hatırlattı zihin kendine. geçicilği hobi olarak aldım elime, bayrağım gibi dolaştırdım dağlarda, yollarda.

şimdilerde yerleşiklikten öte varolduğum ve geçicilğini kabul ettiğim her alanda “tutunma” hali buluyorum. ne zaman güzel bir toplulukla birlikte bir eylem yapsak, “ah be, bu insanları kaybetmesem” hissi yükseliyor, gelip geç bi diyorum içerden de yine de kaybetmemek için gizil bir çabaya şahit oluyorum kendimde.

işte bugün, yine güzel bir alanı 12 kişi paylaşırken çıktı bunlar. yolda olmak, gezmek, güzel bir alan kurmak ve daha nice hayalleri beslerken şimdilerde gelen his, “ya bu güzel insanları kaybedersem”. oysa ki sadece bir oyun alanı hep yarattığım, bugün gelen yarın olmayabilir ve yeni birileriyle oyun oynar halde bulabilirim kendimi. uzak kalmak isteyen sonrasında ihtiyacıyla, dolu dolu gelir.

ben hep gitmelerden, göç etmelerden, bu şehri bırakıp gitmelerden bahsederken aslında hala bir dolu şey yaratıp tutunuyorum. kaçamadığım her şeyle birlikte gitmekten bahsediyormuşum. kaçamadığım en bariz gerçeklik “geçicilik”. süreklilik, düzen ve öte yandan kaçak bir ruh. tutsan durmaz, git desen kaçmaz bir keçi. inadıyla, atikliğiyle ve belirsiliğiyle işte bu ben, ya da uzaksen.

tutunmadan sevebilmek, beklentisizce adım atabilmek, hedefe yürürken sadece aşkla yolda olmak ve yeri geldiğinde bırakabilmek.

“If you fall in love with the path, you will forget the destination.”

~Zen

Posted in denemeler and tagged , , , , .

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir