Silent Jam ardından

içerde ne olduğuna bakakaldığım günler geçirdim. sessiz ve hareketli.

sözcükler çok anlamsızdı, kağıtlara döküldü. defteri bir kenara bırakıp kendimi kumların üzerinde, denizin içinde, bazen de dans platformunda buldum.

hayatın ta kendisi, iletişimin en derinden, maskesiz, olduğu haliyle ifade edildiği yerdi sessiz kıyı.

hayatımda büyük kararlar, bırakma hallerinden geçerken her şey “çoktu” ve bir mola, duraksama, en çok da kendimle kalma ihtiyacım vardı. çokluklar büyüyüp üzerime çökerken öfkeler, tepkisellikler, parlayıp sönmeler derken bir düğmeye basıp kapatamıyordum.

uzun ve maceralı bir yolculuk sonunda “hiçliğin ortasında” hissiyle dolu bir coğrafyada siyah bir kumsal kıyısında geçen sessiz 1 haftanın özeti kendi suretlerimle karşılaşma oldu. nelerin içerdeki nehirleri azdırdığı, nelerle uğraşıp da yorulduğumu, nelere anlık tepkiler kustuğumu görmek için bir kapı açtı.

bedenimle temas kurduğum her an, tanıştığım her yeni beden ve benlik ile nasıl iletişim kurduğumu izlemek korku, sevgi, çekingenlik, çocuksuluk, sabırsızlık gibi bi dolu isim verebildiğimiz duygu ve hali o anda görmem ve sadece fark etmem için müthiş bir alan açtı. gördüğüm hiçbir şey mühim bir şey değildi, sadece vardı o an ve yoktu öteki an. muzip bi gülümsemeyle izledim olanları. kendi içimdeki kopuk film karelerine müdahalesizce sadece bakmanın verdiği bir gevşeklik geldi. her şey oldu ve bitti. isimlendirmeye gerek olmayan hallerle yüzüp duruyordum sadece. şimdi yazarken, satırları dizip dizip bazen silerken ve sadece bakıyordum olana.

bütün bunların üzerine yazdığım sayısız hikaye, anı ve durum bildirmeleri bi yana, bıraktığım her bir parça ile daha hafiflemiş ve şaşkın geziyorum şimdi. merak ve yeniye adım atma haliyle yürüyorum, hala daha sessiz ve yalnız. kendimle dans etmeyi özlemişim.

Posted in beden çalışmaları.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir