Korkuyu bekletme, içeri al.

Adımları hızlı ve telaşlı. Nereye yetişiyor kimbilir. Arkasına takıldım gidiyordum ki bir anda durdu, hafifçe titremeye başladı bacakları. Soluklarını duydum, duraksayınca her şey daha belirgin olmaya başlamıştı. Adımlarımı yavaşlattım, yanına kadar usulca geldim ve bekledim yüzünü dönmesini. ve…

Rüyadan uyanmanın hafif bir ürpertisi vardır, karıncalanır bedenim. Bir süredir o ürpertiyle geziyorum. “Peki ya kaybedersem” korkusunun buram buram kokusunu yaydığı bir dönem. Her nereye baksam, en temelde bir korku beliriyor.

Kaybetmenin binbir çeşit hali gelip geçiyor. Günler akıp giderken elimden kayıp giden zaman, hayat, sevdiklerim ve daha bir çoğu. Bazen de eksiklik hissi yükseliyor o kaybetmeleri ceplerimde biriktirirken. Korkuyla el ele verip de zihnimi ele geçiren kaybetmeler gece uykularımı da alıyorlar. Ben de bu konuda boş durmamaya niyetliyim artık.

Korktuğum bir şeylerin üstüne gitmekle, inatlaşmakla başladı ilk mücadelem. Adı üstünde mücadele. Korkuyu “yenebilirim” deyip de daha agresif olmak, kapıları kaldırmak, sınırları zorlamak suretiyle üzerinden geçip gittim. Geride fazla bir atık kalmadı, keza benden de. Korku bir canavar değildi ki onu alt edeyim ki zaten aslen edebilmiş değildim.

Ne zaman bir konuda ürpertiyle bir korku yükselse, kendi içime kaçmayı da denedim zaman zaman. Odağımı daha basit bir yere getirip, ana mevzuyu ufuk çizgisinde bırakmak ve gözlerimi kapayıp durmak. Dalga gibi diplerden korku geldiği anlarda bir derin nefes, biraz gözyaşı, biraz karalama derken geçip gidişini izlerdim.

Bir süredir okuduğum bir kitap* vesilesiyle bu alana baktığım yeri değiştirdim, yeni bir manzara köşesi buldum kendime. Savaşmadan, odağı değiştirip geçiştirmeden ya da içinde kaybolmadan sadece içine girip bir tanışmayı deniyorum. Her şeyi fazlasıyla sorgulamaktan başımın çatlarcasına ağrıdığı, gözümün seyirdiği günlerde bir anda kendimi deniz kenarında yükselen dalgalara direnmeden, geri çekilmeden, içinde durabilmeyi denerken buldum. 

İnsanlarla kurduğum ilişkiler, diyaloglar yumuşadı. Kendi iç dirençlerimi, duvarlarım ve sınırlarıma dokunmaya başladım. Biraz gülünç geldi bütün koruyucu tabakalar, birazını atıverdim üstümden. Kendimi sandığım her türlü halden, tanımlamadan uzakta çırılçıplak sevebilmeyi de deniyorum. Fazlasıyla vermek ve iyi bir insan olmaya çalışırken kendime zerre bırakmadığımı görüp biraz üzüldüm, sonra buna da güldüm. Bugün biraz daha bırakıyorum kendimi, dalgaların arasında bir görünüp kaybolan belki de ben/sen/biz’dir.

*Being Zen: Bringing Meditation to Life / Ezra Bayda

Posted in denemeler, Yazılar.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir