sahne arkası

evde ne kadar dip köşe vardıysa oralara girip temizlik, düzenleme yapıldı ise, mutfakta bütün yaratıcılıklar denendi, görüntülü görüşmeler, online dersler tamamlandı ise şimdi biraz da bütün bunları yapan beden-zihin patikalarında bir yürüyüşe çıkalım.

bedenlerin daha az yorulduğu ve zihnin binbir çeşit bilgiye maruz kaldığı bir dönem haliyle. evlerde kalma lüksü olanlar (bir önceki yazımda ona değinmiştim) için yeni bir “aşırı-üretken” ya da “anda ve dengeli olma” ya da “daha çok öğrenme” zamanı gelmiş gibi. ötelenmiş heveslere, zamanın yetmediği keyfiliklere geçmek için bugünleri beklenirmiş meğer.

bunlar kendimde, tanıdığım ve tanımadığım çeşitli insanlarda gözlemlediğim haller. sürecin belirsizliğine bir de bilinmezliği eklenince her şeyi yepyeni bir film izler gibi yaşıyorum.

bugüne kadar kendi başıma ve sabit bir mekanda böyle vakit geçirmemişim. ev-bahçe-toprak ile ilgilen derken zaten bir sürü kaygı, merak, şaşkınlık söz konusu oluyor. ve bütün bu fiziksel dünyada olan bitenle birlikte bedensel olarak yaptığım şeylerle kendimi tanımlamaya ve tanımaya başlıyorum.

bugün kendimi neyle tanımladığımı düşünür halde buldum. bir dostla ettiğimiz sohbette; “neden yaptığımız şeyi, evet ben yapıyorum diye ortaya koymuyor da sahne arkasında kalmayı seçiyoruz” sorusundan bu düşünce bulutuna indim. bir şeyle kendimi tanımlayıp onu işlevsel bir aksesuar, misal şapka gibi (bu da başka bir dostun betimlemesi) takıp, gerektiğinde de kenara koyabiliyorsam, onun “yükü” altında ezilmiyorsam sorun yok. zaten sorun nerde, nasıl ortaya çıkıyor onu da çözebilmiş değilim. tanımlar, ünvanlar bireyi koruyan bir çatı gibi üstüne örtü olduğunda bir yandan güvenli bir alan sunuyor, bir yandan da sanki o çatı üstüne çöküp kalıyor, genişlemeye, değişmeye izin vermiyor.

hep o çırak kalmak isteyen yan, öğrenmeye açık, denemekten çekinmeyen, hata da yapabilme hakkına sahip olanla kalmayı tercih etmişim çoğunlukla. sahne arkasında görünmeyen şekilde iş bitirmenin rahatlığına da sığınmayı da seviyorum ayrıca. o kendini “göstermeme”nin biraz da “mütevazilik” çatısı altına sığınan bir yanı var, gizli bir benlik besleyicisi.

madem çıktık zihnin patikalarında yürümeye bunun bir de beden bağlantısı vardı, nerde kalmıştı acaba? düşünceler içinde yürürken, her ne çağında yaşıyorsak yaşayalım deneyimlediğimiz her bir şey düşünceyi- duyguyu taşıyan bir evdir beden. ve bu dönemde en çok da; bedenime ya da bedenimle ne yapıyorumdan ziyade bedenim nerde, nasıl diye bakmaya ve düşüncelerin o evde nasıl yerleştiğine bakıyorum. sahne arkası bedenler, bütün olanı biteni onlar biliyor en derinden. aksi giden, hoş olmayan, keyifli olan, yorucu olan her ne varsa bedende yer ediyor. biz nereye koştursak da geri dönüp geleceğimiz tek mekan var nefes aldığımız sürece, o da bu beden.

Beden odaklı çalışmalara birkaç örnek:

Defne Erdur ile Beden Odaklı Meditasyon çalışmaları (Eski kayıtlara burdan ulaşabilirsiniz) / Defne Erdur ile ilgili daha fazlası

Arzu ile Kendinle Buluşma (7 Haftalık bir Program)

Somatik Deneyimleme Çalışmaları / Somatik Deneyimleme Uygulayıcıları

Meditasyon yönlendirmeleri

Posted in beden çalışmaları, denemeler, Yazılar and tagged , .