içerdekiler.2

seri halinde işler yapmayı seviyorum. birbirini takip etse de tekil olarak da anlamlı(?) olan etkinlikler, paylaşımlar.

kendi içimde bağımsız hikayeler yazmayı ve onları birbirine bağlamayı, aynı anda pek çok farklı alanda fink atmayı ve konudan konuya atlamayı da hayatım boyunca çok kolay buldum. belki de bu kolaylık sayesinden hayatımın her anını doldurarak yaşamayı normalleştirmişim.

günlerden evde olmanın sonsuz zamanlarında, kısıtlı bir mekanda farklı mecralarda fink atmaya devam etsem de pek çok şeyin değiştiğini gözlemleyebiliyorum. günlük rutinlerde bile sabahın erken saatlerinde birbirinden bağımsız görünen, benim hikayemde birbirini destekleyen işlerimi halletmiş halde buluyorum kendimi. Hayatımdaki en önemli değişken, “yolda” olma hali içerde bir yolculuğa dönüşünce çok işlevli halimde bir artış ve kolaylık eş zamanlı gerçekleşmeye başladı.

İşin parlak yanı bu iken bir de fazlalıklar, hizmet edemediklerim ve yük gibi taşıdıklarım daha bir sivri sivri batmaya başladı her yerden. Zaman bu zaman, ufak ufak bırakmaya başladım, özgürleşsinler diye. Bir takım tüketimsel alışkanlıklar, keyif kisvesi altına saklanmış birtakım bağımlılıklar ve aşırı sahiplenişle her yanıma yayılmış sorumluluklar. Her şeyi birdenbire bırakıp da yoksunluk krizine girmemek ve alanı paylaştığım diğer isanları/ toplulukları zorlamamak adına tarta ölçe ilerliyorken bir ortak noktayı keşfettim bunların altında, içimde yerleşmiş de yatan. Bağ kurup da tutunduğum, sonrasında da pek güzel ilişki ağları ile kendime “güven alanı” yarattığım ve kendimden özgürleştiremeyeceğim kadar çokça parçamı paylaşma halim. Bitip tükenmeyen bir kaynak mıyım ki ben sürekli paylaşarak, karşılık beklemeksizin öylece koruyabileyim kendimi? Zaman bu zaman ya, ben de başladım dönüşmeye. Verdiğim, sunduğum ve paylaştığım zamanı, emeği büyütmeye ya da görünmez kılmaya çalışamayacağımı anladım.

Yine bir farkına varma anıyla içimde bir genişleme ile birlikte bir şeyler battı yine göğsüme. Ne seneleri sayabilir, ne de o içimde batan dikenler için hesap sorabilirim. “Deneyimden öğrendiklerim” ve samimiyetle halimi ifade edebilir ve karşılıklı özgürleşmek için adım atabilirim.

Tüm yazdığım yazılar, yaptığım birbirinden ayrı duran çalışmalarda bir araya gelmeyi bekleyen tohumlar toprağına kavuşunca orman hissi veren bir bahçeye dönüşüyorlar. kimileri daha yere yakın gölgeye sığınmış, kimisi daha yüksek ve güneşe uzanma derdinde. Kimisi de bu ortamda varlığını sürdüremiyor ve nereye girmeye çalışsa ya sığmıyor o alana ya da boşlukta hatta biraz yalnız hissediyor. ve bazıları da her yere uyan ve her yeri sarıp sarmalayan, toprağı, suyu, güneşi çok da önemsemiyor ve hayata tutunuveriyor, birazını feda ediyor ama bir şekilde kendini sürdürüyor.

Bazen saklanan, bazen o güneşe erişmeye çalışanım ama çoğunlukla her yere sızan, koşullara pek de aldırmayan “arsız” olanım. Bu ara toprağa ihtiyacım var, kök salamadığımda yayılamıyor, genişleyemiyorum ki bedenimde de sıkışıveriyor olmadık yerler. İhtiyacımı gözetmek adına bıraktığım ve değiştirdiğim şeylerden ilki belki de yaşam alanım oldu ve sonrası biraz da onu takip etti. Şimdi o toprağa fiziksel olarak yaklaştım fakat üzerime düşen sorumlulukların beni beslemediği, hatta benim de o sorumluluk alanına hizmet edemediğimi gördükçe tutunacak toprağı kalmayan parçalarımı da orda bırakmaya başlıyorum.

her anı boşluklar genişlemekte olan hayatımdaki “paylaşmak” mottomu gerçekleştirmek adına daha çok besine, toprağa doğru yaklaşıyor, tutunduklarımı biraz daha özgürleştiriyorum.

Posted in denemeler, Yazılar.