yakın olan nerde?

bu dönemin gündemi “mesafeler”den “sınırlar”a ordan da “çatışma”lara evrilirken kendi gündemimi pek takip etmiyormuşum.

insanın yazacak, gökyüzüne boş bakacak, bir öykünün içinde kaybolacak vakti olmaması çok saçma. işte ben bu gündemleri tamamen geçmişte bırakmış olamam. mürekkebi bitmiş dolma kalemimle karşılaşınca anladım ki, biraz unutmuşum. bazen hiç tanımadığım sayfalar dolusu mektup adressizce bir köşede bekler, bazen de çok tanıdık satırlar ekrandan bana gülümserdi.

ne zaman en son bir hikayeye başladım ya da bir kurgunun içinde kayboldum, peki ne zaman kendime yakınlaştım?

tüm bu soruların içinde dolanırken elbet de boş duramıyor, birtakım işlere koşturuyorum. birkaç gün önce kalakaldım. yerimden kıpırdayamayacak halde öylece kaldım. bisiklete atlayıp sahil boyu hiç durmadan sürebildiğimce süreyim diyordum ki, mümkünatı yok. çok başka bir yorgunluk, kaslarımda değil daha derinde. dinlenmekle, uyumakla, suya atlamakla geçecek gibi değil.

biraz yakınlık kurmayalı yıllar olmuşken rüyalarımda kavuşuyorum özlediklerimle ve bazen hiç tanımadıklarımla. temassız geçen ayların sonunda birileri ile aynı sohbeti ve kırgınlıkları paylaşmak en büyük mutluluk oluyor. “özlediğim” 3-5 can varsa onlar da “mesafeler”de kayboluyor.

olduğum yere bazen sığmıyor, bazen de yetmiyorum. bir yerden gitmekle bir yere varılmadığı, zaten hep seyir halinde olduğumuzu hatırlıyorum. bu seyir hali bazen öyle büyülü ki “bir yoldaşım olsa da paylaşsam” hissi dolup taşıyor. ya da tam aksi, hiçbir şeye yetişemezken tek başına pek çok rolü üstlenmenin yükünü paylaşmak ve kolaylaştırmak istiyorum. ve yine soruyorum;

en son ne zaman böyle yakınlaştım kendime ve kimin yaklaşmasına izin verdim?

dünya siyaseti sınırlarını keskinleştire, sağlık önlemleri mesafeler koyadursun, ben artık yakın durmayı deneyimleyeceğim. dokunmadan, dinlemeden, yazmadan, ses çıkarmadan, delice dans etmeden bu zamanlarda varolamayacağım.

Posted in denemeler, Yazılar.