.eşik.

bi kritik eşik kavramı vardı 2000lerin sonunda duyduğum, hatta galiba Ömer Madra’ydı bizim okula gelip anlatan bu mevzuyu. doğanın sınırlarını zorladığımız hatta o “kritik eşik”i aşmış olduğumuzun farkına vardığım yıllardı ve “ulan tasarımla, akıllıca planlama taktikleri ile bir şeyler yapılıır sanki” diye içimden geçirirken baktım olmayacak. bıraktım dünyayı kendi haline, önce bunu minik minik kendim denemeliyim dedim. hayatta denemek üzere kafa yorup, kitaplar devirip, pratik etmek için bütün koşulları zorladığım bir mesele oldu “kendine yetmek” ve “az tüketmek ve dönüştürmek”. gel zaman git zaman nerde olursam olayım temiz gıda, kompost yapmak, sağlıklı içecekler, kendin-yapcılık, yogoculuk danışma masası oldum.

velhasıl olan oldu ve ben de bi kritik eşiğe ulaştım. sonsuz paylaşabilirdim, az-çok bildiklerimi. yıllarca emek sarf edip de biriktirdiklerimi yaydım tezgaha oturdum yere bakıyorum etrafa. garip bir açlık ve merakla geliyorlar. kendimi ifade edebilecek, anlatabilecek bir boşluk kalmadı. hızla ve çabucak, bir çırpıda oluversin isterken kimileri ben sadece donup kalmaya başladım. paylaşmaktan değil de sonsuzca veriyor olmaktan yoruldum. biraz talepkar olmak, biraz da net olmak epeyce çözdü bu hali.

bazen gerçekten o kadar ortada ve korunmasız hissediyorum ve duvarları örüp pencereden perde arkasından bakıyorum. açtıkça kapıları içeriye dolan dolana, biraz köşede oturup dinleneyim diyorum ama kalabalıktan yer bulamadım kendime.

biraz atarlı, biraz ağlamalı, epey de sessizlikteyim. fazlasıyla espri yapıp, her şeyi dalgaya vuruyorsam bilin ki sadece geçiştirmek için değil, keyif almak için.

kritik eşiği aştım ve yorgunlukta zirvedeyim. bazı ilişkiler, konuşmalar, hatta durma halleri bile yoruyor, bu da kendi sınırlarımı gözetemeyişimden.

Posted in Genel and tagged , , , , .

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir