.bazı hatalar güzeldir.2

her sabah başka bir zamanın rüyasıyla uyanıyor ve güne başladığımda, “onu da uzun zamandır hiç arayıp sormadım” cümlesiyle içimde kaygıyla karışık özlem ya da bazen öfkeyle karışık hüzün gibi “duygucuklar”la başbaşa kalıyorum. Ortada ne bir eylem var bu zamansız rüyalarda hatırladıklarıma dair, ne de bir kendi haline bırakış.

güne bir şekilde başlayıp da sabahtan kalan hatıralar ve geçmişe dair yarım kalmış hikayeler de araya karışıp kayboluyor. bir durduğumda, bir müzikle ya da bir diyalogla tekrar bu silik ve titrek hikayelerle onların sürüklediği duygucuklar havuzu içine düşüveriyorum. çocukluğumda hiç de sevmediğim, boğulacakmışım hissi veren toplarla dolu havuz gibi. ben hareket ettikçe kayıyor sanki giderek o renkli topların arasında, ya da burdaki sembolik anlamıyla duygularımın arasında kayboluyorum. içine nasıl ve neden girdim o havuzun bilmiyorum ama çok da önemi yok zaten.

“nerde hata yaptım ki” sorusuyla başlayıp gidiveren kaygılar trenine bu sabah binmedim. bazı günler o trenden hiç inemeyebiliyor insan. ilk inebileceğim durakta da korkuyla karışık bir alışmışlık ve hikaye yazma sevdası yaşıyor ve devam etmeyi seçiyorum. kaygılarla yepyeni diyarlara değil hep de tanıdık hikayelere yol alıyorum oysa ki. ne tren bir yere varacak gibi, ne de geri dönecek gibi, her an değişen manzaradan ve geri kalan hikayelerden başka pek de bir şey yok elle tutulabilecek.

bir süredir ne bir şey yapmadan durabiliyor ne de devam edebiliyorum başladığım bir şeye. bir önceki yazı gibi aylarca bekleme odasının bir köşesinde unutulmuş hasta gibiyim biraz. şikayetim de yok, niye gelmiştim ben buraya? “içim sıkışıyor”dan başka bir ifade yok, sıkı canla barışmayı görev edindiğimiz “öz”lü söz geliyor aklıma. devam ediyorum sıkışık trende yolculuğa.

tüm bu yarım kalmış paragraflar gibi hayatım da son 1 senedir yarım bırakılmış şeylerle dolu. bir heyecanla başladığım, bir süre istekle içine girip belki sonra ilgim dağıldığı için yerini bulamamış kitaplar, defterler, resimler. yeniden kendimi değerlendiren iç yargıç çıkıp bütün bunları yargılarla tanımlıyor ve “hata”lar ve “bozuk”lukları temizlemeye çalışıyor.

bir türlü inemediğim düşünceler tren hattında yolculuk sürerken vagonlar dolusu hikaye ve kişiler arasında geziniyorum. Bazı anlar yeniden yaşanıyor ya da çoğunlukla yaşanmamışlar kurgulanıyor. zamane dizilerinin bir sona varamayan senaryolarını bizzat kendim yazıyormuşum gibi, kurgulayanı da oynayanı da benim, ancak yaşanan ise hiçbiri ve hepsi.

bir kenara bırakıp tüm bu laf kalabalığını ve geçmişten çıkıp duran ya da geleceğe doğru kurgulanan hikayeleri, şimdide olana bakmak bugün de zordu. bir ileri bir geri sarıp durduğum kaset gibi. Aradığım parça bu kasette değil, ya da zaten öyle bir melodi daha henüz kaydedilmedi. Ne bir hata var beni yok eden ne de var eden, ne de bir eksiklik. hatta her neyse o hatalar gece yarısı uyandıran, bazen yerinden zıplatan, can sıkan/ sıkıştıran haliyle garip bir canlılık belirtisiydi. geçmişten geleceğe seslenen ne var bilmiyorum. şimdide zor olanın bir an sonra başka bir halde olabileceğini deneyimliyorum. aradığım şarkıyı bulmak için değil, hiç duymadığım melodiyi hatırlamamak pahasına mırıldan mırıldana yürümeye devam ediyorum.

Posted in denemeler, Yazılar and tagged , , , , .

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir