İçeriğe geç
Anasayfa » Motivasyonu beklerken

Motivasyonu beklerken

Hiç bir otobüsün geçmediği bir durak

Hayatın içindeki platolara, uçurumlara; içerdeki güneşli ve fırtınalı günlere dair pek çok gündem maddesi duyuyorum çevremde. Ve ortaklaşan yegane kavram kimin nasıl kaybettiğini bilmediği “motivasyon”.

Elime bir kitap alıp da şevkle okumayalı epey zaman geçmişti. Okuduğum kadar yazmayı da diş fırçalamak kadar rutin ve olağan bir parçası olarak görüyordum. Ancak bir şeyler oldu ve puff hevesler kaçtı, meraklar pustu, her şey biraz donuklaştı.

Kolaylıkla yapabildiğimiz işler, erişimimiz arttıkça ironik bir şekilde katmerli bir zorlanmaya doğru sürmeye başladı yolculuğu. Pandemide “bağlantıda” kalmayı öğrenirken şimdi “yalnızlaşma”yı kabullenmekte zorlanıyoruz. Temasa izin var ama kimle ve nasıl bir şekilde kurabiliyoruz, biraz bunu sorguluyorum.

Bir araya gelip de “iyi hissetiğimiz” duraklar şimdi kimsenin geçmediği terk edilmiş kasabalar gibi. Kendi hanelerimiz dışında her şey çok uzak bir diyarmışçasına, “yalnız” ve “küskün”üz.

Fotoğraf: Pixabay

Zamanı gelsin diye kitaplıkta tozlanan Engin Gençtan’ın “İnsan Olmak” kitabıyla birlikte ben de kendi kuyumdan çıkmaya başladım. 40 yıl önce de 400 yıl önce de insan olmanın kendi çetrefilleri vardı. Harari’ye de eş zamanlı kulak verince 4000 yıl önceki hikayelerden de benzer tınılar yükseliyor. “Neden” yerine “nasıl sorusunu koymaya başlayıp da çözümsüzlükten takılıp kalmamak. En önemlisi şöyle bi ayağa kalkıp yürümek, bazen hep olduğum mekandan uzaklaşıp da yakın çevreyi görmeye başlamak algıyı değiştirebiliyor. Tebdil-i mekanın ferahlığı yüzümüzde güller açtırmasa da bacaklarımızda bir kan dolaşımı sağlar. En nihayetinde dönüp dolaşıp bedene ve harekete gelir konu.

Motivasyon bize gökten gelen bir şey oldu mu hiç, bilmiyorum, ancak pek sanmıyorum. Dünyada “iyi örnek”lerin görünmez olduğu, ve çoklukla da iyiliğin kaybettiği senaryoları görmek de pek moral verici değil elbet. Hep birlikte bir kara deliğe baktığımızda, sanırsam topluca düşmeye ve karanlığı büyütmeye başlıyoruz. Bir adım atıp sonraki adımı atmayı pek de düşünmeden isteksiz ve şevksizce de olsa yürümeye bir başlasak mı? Neden böyle olduğunu sorgulamaktan çıkmak için biraz baktığımız düzlemi değiştirmek, göğü görebildiğimiz bir boşluğa doğru yürümek. Hem metaforik hem de gerçek anlamıyla.

Yorulmayan bedenlerimizi taşımaktan yorulmuş bir zihinle külçe gibi ağır hissetmeye alıştık. Şimdi oyunu tersine çevirelim, insan olmanın, vicdana sahip olmanın yükünü tek başımıza ve sadece durarak değil harekete geçip, bizle paylaşacak insanlarla bir araya gelmeye niyetle bir adım atarak başlayalım mı? Motivasyonu bulana kadar mevsimler geçecek, bu duraktan çıkıp yürüsek ya…

11 Şubat 2026
Kapak Fotoğrafı: Yağmur Kutlar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir